Kitlenin öyküsünü anlatanların, onları bir noktadan alıp başka bir noktaya taşıyanların yürüyüşü diğerlerine benzemez. Kaldırımda yürüyenler vardır. Usulca, sistematik adımlar atarak, mekanik ve sıkıcı...
Bir de attığı her adımda o kaldırım taşını duyumsayanlar, onun kendisi olanlar vardır. Ve onların öyküsünü anlatırlar. Hayat onların benliğinde anlamını sonsuza eşler. Hayatın simetriği öykü, öykünün çözümlemesi ise yazı olur.
Yazı burada öğrenildik bir taslak değildir artık. Hayatın özünden işlenerek oluşturulan, her cümlesinde gerçekten izler taşıyan, canlı bir anıttır ve canlı bir amacı gösterir.
Amacın adı ise öyküdür.
Bize seçme şansı verilmiyor, evet. Zorunlu eğitim sisteminden geçiriliyoruz. Geleneğin katı yargılarından geçirilerek büyütülüyoruz. Önümüze sistemler ve yaşantılar konuluyor ve “Birini seç” diyorlar. Çoğu seçiyor da...
Sınavlara giriyor, sistemin kısıtlı alanında kendilerince başarılar kazanıyorlar. Banknotlar istifliyor, Hollywood filmlerine öykünerek sıkıcı eğlenceler tertipliyorlar.
Sahte gülümsemelerini kaydettikleri fotoğraflar çektirip gerçek aşkı hiçbir zaman tanımadan karmaşık ilişkiler içine giriyorlar. Yapar gibi olma hali var hep. Mutluymuş gibi yapma hali en çok da.
Ve sistemin çarkları bütün varoluşu öğütürken, hayatta kalabilenler bütün bunların parodi olduğunu haykırıyor, insan gibi bir hayatın arayışına çıkıyorlar.
Buna karşılık sen, geri adım atmayacaksın. Bileceksin ki bütün sistemler(siyasi-felsefi ya da sosyolojik), akımlar, topluluklar ve eğilimler durgunların elinden çıkmıştır ve deli saçmasıdır.
Kurtul onların oyunlarından ve evindeki karanlık köşenin ötesinde, en merkezde, en ortada ol.
Senin gibi birkaç kişiyle birlikte gölgenin ardında değil, şehrin ortasında, Kızılay’da, İstiklal’de, Alsancak’ta ol.
Kendin gibi olmaktan korkma. Onlar ne düşünür diye korkma.
Bir insan gibi yaşamaktan, bir insan gibi sevip bir insan gibi heyecanlanmaktan, duvarları yıkmaktan korkma.
Bu öyküye inanan herkesi, ortak bir öykünün parçası olmaya çağırıyoruz
Kitlenin öyküsünü anlatanların, onları bir noktadan alıp başka bir noktaya taşıyanların yürüyüşü diğerlerine benzemez. Kaldırımda yürüyenler vardır. Usulca, sistematik adımlar atarak, mekanik ve sıkıcı...
Bir de attığı her adımda o kaldırım taşını duyumsayanlar, onun kendisi olanlar vardır. Ve onların öyküsünü anlatırlar. Hayat onların benliğinde anlamını sonsuza eşler. Hayatın simetriği öykü, öykünün çözümlemesi ise yazı olur.
Yazı burada öğrenildik bir taslak değildir artık. Hayatın özünden işlenerek oluşturulan, her cümlesinde gerçekten izler taşıyan, canlı bir anıttır ve canlı bir amacı gösterir.
Amacın adı ise öyküdür.
Bize seçme şansı verilmiyor, evet. Zorunlu eğitim sisteminden geçiriliyoruz. Geleneğin katı yargılarından geçirilerek büyütülüyoruz. Önümüze sistemler ve yaşantılar konuluyor ve “Birini seç” diyorlar. Çoğu seçiyor da...
Sınavlara giriyor, sistemin kısıtlı alanında kendilerince başarılar kazanıyorlar. Banknotlar istifliyor, Hollywood filmlerine öykünerek sıkıcı eğlenceler tertipliyorlar.
Sahte gülümsemelerini kaydettikleri fotoğraflar çektirip gerçek aşkı hiçbir zaman tanımadan karmaşık ilişkiler içine giriyorlar. Yapar gibi olma hali var hep. Mutluymuş gibi yapma hali en çok da.
Ve sistemin çarkları bütün varoluşu öğütürken, hayatta kalabilenler bütün bunların parodi olduğunu haykırıyor, insan gibi bir hayatın arayışına çıkıyorlar.
Buna karşılık sen, geri adım atmayacaksın. Bileceksin ki bütün sistemler(siyasi-felsefi ya da sosyolojik), akımlar, topluluklar ve eğilimler durgunların elinden çıkmıştır ve deli saçmasıdır.
Kurtul onların oyunlarından ve evindeki karanlık köşenin ötesinde, en merkezde, en ortada ol.
Senin gibi birkaç kişiyle birlikte gölgenin ardında değil, şehrin ortasında, Kızılay’da, İstiklal’de, Alsancak’ta ol.
Kendin gibi olmaktan korkma. Onlar ne düşünür diye korkma.
Bir insan gibi yaşamaktan, bir insan gibi sevip bir insan gibi heyecanlanmaktan, duvarları yıkmaktan korkma.
Bu öyküye inanan herkesi, ortak bir öykünün parçası olmaya çağırıyoruz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder