8 Mart 2012 Perşembe

Arkasından Sonrası ve Üç Kutu Uyku Hapı


ARKASINDAN SONRASI ve ÜÇ KUTU UYKU HAPI





o akşam beni aradığınızı varsayarsak
sakarya'ya bira içmeye çağırdığınızı ya da bilmem kimin evine playstation oynamaya
ya da ders çalışmaya
veya bir sevgilimin olduğunu varsayarsak eğer
şu an ellerimde üç kutu uyku hapı değil de bira bardağı ya da playstation kolu,
kalem ya da sevgilimin elleri olurdu
şu an istesem yüzyıllardır insanoğlunun merak ettiği tüm soruların cevabına kavuşabilirim
yıllardır metafizikçilerin, din adamlarının, filozofların kafa patlattığı soruların cevabına
ölümden sonra hayat var mı?
ruh var mı?
ölünce ruh bedenden ayrılır mı?
ölen bedenlere ne oluyor ya da ruhlara?
tüm varlık felsefesi avucumun içinde
şu an istesem tüm bu soruların cevabına bir çırpıda ulaşabilirim
yaşamak ya da ölmek bir tercih meselesi
dünyaya gelirken herhangi bir irade sahibi değil hiç kimse
ben şu yaşıma kadar “dünyaya bilerek ve isteyerek geldim, çok da iyi oldu, güzel de oldu” diyen kimseyi görmedim
ama ölüm öyle değil
ölüm tam olarak bir tercih meselesi
sanki çok uyuma problemi yaşıyormuş gibi önce bir tane uyku hapı içip ardından tüm kutuları bitirmek
camı açıp bizimkiler dizisindeki baykuş gibi dışarı bakar gibi yaparak
-dışarıda hayat var çünkü, dahil olamadığımız bir sürü hayat.-
birden aşağı atlamak
bileklerini kesmek
ucuz bi doldurma parfüm dükkanına girmiş gibi ocağı açıp gazı koklamak
“ben kendimi pikachu zannediyordum aslında” deyip balkondan atlamak
boş şırıngayı damara basmak
ölü bedenini bulacak insanları hiç düşünmeden kendini asmak
hepsi bir tercih meselesi
ve şu an ölüm benim keyfimi beklemekte
-azrail faktörünü saymazsak-
istesem her an ölüme çat kapı gidebilirim
“ocakta yemeğim var, çok oturmayacağım” deyip saatlerce evinizde oturan komşu teyzeler gibi
evet.
evet, bu yazı bir türlü kendini topluma benimsetememiş birinin yazıları.
kardeşi olunca üzerindeki ilgi azalan
ilkokulda bir sürü barbie bebeği olmasına rağmen sınıfa barbie bebeğini getirip oynayan kıza imrenerek bakan
-çünkü onda o kadar özgüven yok-
ortaokulda yaşıtları biriyle çıkarken,
yani tenefüslerde bir sağ bir sola hiçbir şey konuşmadan yürürken,
 kimsenin onla çıkmak istemediği
lisede konuşmalara dahil olamadığı için en arka sırada oturup kitap okuyan
son sınıfta belki üniversite farklı olur, orada yeniden başlarım her şeye umuduyla
deli gibi çalışan
ve kendi şehrinden uzak bir özel okulu kazanan
kendini sevdirecek ve sevecek adam gibi birini bulamayan
arkadaş ayrılması olduğu en yakın arkadaşının bir önceki sene beraber kurdukları hayallerin hepsini bir bir gerçekleştirirken
kendisinin hala oturup ders çalıştığı
hala bir şeyler olmayı becerememiş birinin yazıları bunlar
“bireyin mutluluğu, içinde bulunduğu topluma bağlıdır” der sıkıcı mavi kaplı bir kitap
aynı havayı soluduğu, aynı toprak parçası üzerinde yaşadığı, aynı dili konuştuğu insanlara yardım etmeyi denemiş bir insanın yazıları
yaşlı teyzeleri karşıdan karşıya geçirirken yankesici muamelesine uğrayan
çocuklarla oyun oynayayım derken yalçın abi'ye çıkan çocuk kaçırıcısı insanlarla bir tutulan
annesine sevgi gösterisi yaptığında “gene ne parası isteyeceksin?” tepkisiyle karşılaşan
ülkesindeki bazı şeylerin gidişatını beğnemeyip eylem yaparken biber gazı yutan
her şekilde, her yerde yanlış anlaşılan birinin yazıları
evet.
ve şu an, muhtemel ebedi sonsuzluğa, huzura kavuşmak için ne ailesine ne komşularına ne okula ne arkadaşlarına ne de devlete muhtaç olan birinin yazıları.
Gözem Turan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder