9 Mart 2012 Cuma

Beytepe'den İtiraflar


Beytepe’den İtiraflar



-I-
Bugünkü International Law sınavımdan sonra kendi kendime şöyle bir düşündüm. Bundan 3 yıl sonrası canlandı gözlerimde... Okulu uzatmışım, sadece Ali Murat Özdemir hocamızın derslerinden oluşan bir ders programım var. Anayasa, Uluslararası Hukuk, ne ararsan bende... Burslarım kesilmiş, geçimimi Ali Murat Hoca’nın el yazması papirüslerini Latin alfabesine çevirip alt sınıflara satmakla kazanıyorum. Hukuktan öylesine beynim dönmüş ki tüm sınav kâğıtlarına "only God can judge me" yazıp çıkıyorum, hatta olayı abartıp böyle bir büyük bir küçük harfle kullanıyorum, yurdum emoları misali: "OnLy GoD CaN juDGe mE" falan yazıyorum. Böyle işte.

Ha bu arada Sokrates, Platon, Aristoteles hepinize çok kızgınım(bkz. History of Political Thought). Bu ne arkadaş! Herkes birbirinin arkasından sallıyor, bir de filozof olacaksınız. Nerde benim bildiğim(öğretmenim, canım benim canım benim seni ben pek çok severim) öğretmen-öğrenci ilişkisi. Hocası ölen başlıyor arkadan saydırmaya.

Gelelim Ricardo'ya. Sevgili Ricardo; bu akşam sen ve teorilerinle birlikteyiz. Sana da şunu sormak istiyorum... Bir ülke şarap mı üretsin peynir mi üretsin diye niye bu kadar kafanı yordun annem sen? Hı Ricardo? Hiç mi işin gücün yoktu senin?

Neyse canlar benden bu kadar... Biz şimdi Ricardo'yla şarap ve peynir eşliğinde vize haftamın opportunity cost’unu( fırsat maliyeti- kısacası yaptığın bir seçimle kaçırdığın fırsatlar oluyor) tartışacağız...




-II-
Almanca vizesi öncesindeki gece, bir sınavla ilgili başıma gelebilecek tüm felaketleri(sınava gitmemek,sınava geç kalmak,sınava alınmamak,sınavdan atılmak,sınav esnasında hocayla kavga etmek..) en uzunu yedi saniye sürdüğü iddia edilen bir rüyaya nasıl sığdırabildim? Gerçi ben ki yirmi yıllık hayatına ne felaketler sığdırmış bir organizmayım. Sevgili bilinçaltım, biliyorum bu maceralı hayat seni de yordu ama sen yüreğini ferah tut. Tamam, sen final günlerini karıştırıp Anayasa Hukuku finalinden bir gün sonra elini kolunu sallaya sallaya okula giden, finalinin çoktan geçip gitmiş, yitmiş, bitmiş olduğunu; dahası olmayan bir finale çalışmak için sabahladığını öğrenen bir bünyeye aitsin. Ama olur böyle şeyler. Bak sınavdan on dakika önce de sınav yerinde olabiliyormuşuz.


-III-
Yine bir felaket ve yine hukuk. Benim bu hukuk müessesiyle problemimi çözebilen beri gelsin. Sabah okula gitmek için erkenden kalkılır. Doğru tahmin! Ders Uluslararası Hukuk'tur. Pek sevgili hocamın sınıf listesine koyması için vermemiz gereken vesikalık fotoğrafların son teslim tarihidir aynı zamanda. Hukukla ilgili vukuatlarımı yukarıda sıralamıştım. Bünyeye kanaat notu gerekmektedir. Kanaat notunun garantörü yoklamalardır. Ha bir de vesikalıklar tabii. Vesikalık iyidir, vesikalık candır. El cüzdana atılır, boş çekilir. Vesikalık yoktur, dünya dursundur. Anlık bir beyin fırtınasıyla duruma en uygun çözüm bulunur: ACELE VESİKALIK! Sıfır makyaj ve süpürge olmak ya da pırasa olmak arasında karar kılamamış sonunda saç olmaya karar vermiş yığınla birlikte Casper’ın kız kardeşi modundaki vesikalık (acele olanından!) çektirilir. Çektirilir çektirilmesine ama iyi niyetli(!) fotoğrafçı amca olayın ciddiyetinin ve aciliyetinin farkına varamamış olacak fotoğrafı normal baskıya gönderir. “Acele olan kalitesiz oluyor yeğenim, biz sana iyisinden basacaz, çoğaltır çoğaltır kullanırsın” gibilerinden bir şeyler geveler. Durum açık ve nettir “tipe bak çay demle” formundaki fotoğraf bir şeye benzetilememiş, acele baskıyla hepten tanınmayacak hale getirilmek istenmemiş normal baskıya gönderilmişti. Zaman daralıyordu. Beytepe bir dağ başıydı ve benim oraya vaktinde ulaşmam için en az bir saat önce yola çıkmam gerekiyordu. Önümde iki saat vardı ve ben bu iki saatin ilk yarısını iyi niyetli! fotoğrafçımın bilimum çay, kahve, kahvaltı ikramlarına en aksi ses tonumla “hayır” diyerek geçirmiştim. Beklenen gerçekleşti, bir mesihi beklercesine heyecanla yolunu gözlediğimiz fotoğraflar tab edilmişti, dünya dönmeye devam edebilirdi. Beynimin arka fonunda Rocky müziğiyle geçirdiğim bir saatlik Beytepe yolculuğundan sonra zirveye ulaşmıştım. Hem de dersin bitmesine üç dakika kala. Her şeyin mükemmel gittiği anlarda beklenen o felaket yine gerçekleşmişti. Ali Murat Özdemir hocamız yoklama almıştı. İşin acısı fotoğraf teslim tarihini bir hafta daha uzatmıştı. "Her şey boştu, kendin coştu". Sabah uyanışım, cüzdan, vesikalık, yurdum insanı vesikalıkçı, ikarus, Beytepe... Hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu.


Melis Özpınar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder