BİR
GARİP VARLIK
İçinde
bulunduğumuz dünya giderek daha küçük ve anlamsız gelmekte insanoğluna... Peki,
sebebi nedir bu geriye çekilişin ve kendini soyutlama isteğinin? Bence sebebi
yine insan varlığının ta kendisidir.
Aslında bundan önce de aynı
dünyaydı yaşadığımız, insan da... Yine dünya dönmeye devam ediyordu ve yine
insan yaşamaya devam ediyordu...
Yalnız artık bir farkla
dönüyordu dünya, bir farkla yaşıyordu insan... Çünkü değişmişti kendi hırs ve
isteklerinin kölesi olmak için ve dünyayı da değiştirmişti kendi çıkar ve
zevkleri için dönsün diye... İlk baştaki mükemmeliyetten eser yoktu artık.
Çünkü tıpkı gündüzün gecenin ardından gelmesinin kaçınılmaz olması gibi bu
değişim de insanoğlu için kaçınılmazdı.
Neydi insan, neden değişti?
Toplum mu insanı bu hale getirdi yoksa yaşadığı farklı hayatlar mı? Ama zaten
yaratılışının ilk anından beri istemeyi ve ne pahasına olursa olsun elde etmeyi
bilmedi mi? Bir elma için ulaşacağı en iyi yerden olmayı göze alıp kendi
isteğinin kölesi olmak, zaten doğasında değil miydi ki? Fakat giderek istekleri
arttı ve yetinmeyi bilmeyen bir varlığa dönüştü. Hep güçlenmek, hep en iyi
olmak istedi. Peki nerede yanlış yaptık da
benliğimizi yitirip hırslarımızın kölesi olduk ve değerlerimizi
kaybettik?
Değişen ve gelişen(!)
dünyayla biz de şekil değiştirdik. Belki üç kolumuz, beş gözümüz olmadı ama
artık farklı bakan ve düşünen bir beynimiz vardı. Aslında gelişme yoktu insan
için, hep daha fazlasını istemek vardı. Hep vardı ve hep olacak... Tabi ki yerimizde
kalalım, aynen ilk insan olalım demiyoruz, diyemeyiz de... Ancak bir adım
ileriye gitmek demek, geride mutlaka bir şeyler bırakmak demek olamaz,
olmamalıydı... Hangi birimiz görmüyoruz ki arkamızda bıraktıklarımızı...
Bakmayı başarabilseydik eğer, insanın benliğinde olan saygı, sevgi, beraberlik,
güven, birlik gibi insani duygularımızın zamanla bizimle beraber
yürüyemediklerini fark ederdik. Peki onları kendimizden ayrı düşünüp, onları
kendimizden soyutlarsak insan olarak bizim diğer varlıklardan ne farkımız
kalırdı...
Evet kaybettik ve
kaybediyoruz zamanla... Hem de hiç farkında olmadan. Yavaş yavaş kopuyorlar ve
giderken götürüyorlar benliğimizi. Nasıl bir duvara güvenebilirsiniz ki? Nasıl
ona bir şeyler emanet edebilirsiniz ki, sadece bir çekiç darbesinin onu yıkmaya
yeteceğini bilirken, nasıl ondan bir şeyler beklersiniz ki... Çünkü
güvenemezsiniz. İnsan da bu hale geldi; belki de daha kötü haldeyiz.
Bilmiyoruz. Güvendiğinizde arkanızdan vurdu, vurmasa bile duvar kadar olsun,
duramadı. Fakat çıkarı ve istekleri söz konusu olduğunda sahtece geri çağırdı
insani duygularını...
Sevmeniz, güvenmeniz, saygınızı göstermenizden
biri yeterliydi, hırslarından birini elde ettiğinde yine bunları kovup göz ardı
etmesi için. Zaten hiç gelmemişti ki onu insan yapan değerleri gerçekçe yerine.
Ama artık insan buydu; gerçek çıkarlar için sahte hayatlar yaşayabilen ve
aslında ne olduğunu kendisi bile bilmeyen bir varlık...
Merve
Aytaç

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder