9 Mart 2012 Cuma

Bir Garip Varlık


BİR GARİP VARLIK




İçinde bulunduğumuz dünya giderek daha küçük ve anlamsız gelmekte insanoğluna... Peki, sebebi nedir bu geriye çekilişin ve kendini soyutlama isteğinin? Bence sebebi yine insan varlığının ta kendisidir.

Aslında bundan önce de aynı dünyaydı yaşadığımız, insan da... Yine dünya dönmeye devam ediyordu ve yine insan yaşamaya devam ediyordu...  

Yalnız artık bir farkla dönüyordu dünya, bir farkla yaşıyordu insan... Çünkü değişmişti kendi hırs ve isteklerinin kölesi olmak için ve dünyayı da değiştirmişti kendi çıkar ve zevkleri için dönsün diye... İlk baştaki mükemmeliyetten eser yoktu artık. Çünkü tıpkı gündüzün gecenin ardından gelmesinin kaçınılmaz olması gibi bu değişim de insanoğlu için kaçınılmazdı.

Neydi insan, neden değişti? Toplum mu insanı bu hale getirdi yoksa yaşadığı farklı hayatlar mı? Ama zaten yaratılışının ilk anından beri istemeyi ve ne pahasına olursa olsun elde etmeyi bilmedi mi? Bir elma için ulaşacağı en iyi yerden olmayı göze alıp kendi isteğinin kölesi olmak, zaten doğasında değil miydi ki? Fakat giderek istekleri arttı ve yetinmeyi bilmeyen bir varlığa dönüştü. Hep güçlenmek, hep en iyi olmak istedi. Peki nerede yanlış yaptık da  benliğimizi yitirip hırslarımızın kölesi olduk ve değerlerimizi kaybettik?

Değişen ve gelişen(!) dünyayla biz de şekil değiştirdik. Belki üç kolumuz, beş gözümüz olmadı ama artık farklı bakan ve düşünen bir beynimiz vardı. Aslında gelişme yoktu insan için, hep daha fazlasını istemek vardı. Hep vardı ve hep olacak... Tabi ki yerimizde kalalım, aynen ilk insan olalım demiyoruz, diyemeyiz de... Ancak bir adım ileriye gitmek demek, geride mutlaka bir şeyler bırakmak demek olamaz, olmamalıydı... Hangi birimiz görmüyoruz ki arkamızda bıraktıklarımızı... Bakmayı başarabilseydik eğer, insanın benliğinde olan saygı, sevgi, beraberlik, güven, birlik gibi insani duygularımızın zamanla bizimle beraber yürüyemediklerini fark ederdik. Peki onları kendimizden ayrı düşünüp, onları kendimizden soyutlarsak insan olarak bizim diğer varlıklardan ne farkımız kalırdı...

Evet kaybettik ve kaybediyoruz zamanla... Hem de hiç farkında olmadan. Yavaş yavaş kopuyorlar ve giderken götürüyorlar benliğimizi. Nasıl bir duvara güvenebilirsiniz ki? Nasıl ona bir şeyler emanet edebilirsiniz ki, sadece bir çekiç darbesinin onu yıkmaya yeteceğini bilirken, nasıl ondan bir şeyler beklersiniz ki... Çünkü güvenemezsiniz. İnsan da bu hale geldi; belki de daha kötü haldeyiz. Bilmiyoruz. Güvendiğinizde arkanızdan vurdu, vurmasa bile duvar kadar olsun, duramadı. Fakat çıkarı ve istekleri söz konusu olduğunda sahtece geri çağırdı insani duygularını...

 Sevmeniz, güvenmeniz, saygınızı göstermenizden biri yeterliydi, hırslarından birini elde ettiğinde yine bunları kovup göz ardı etmesi için. Zaten hiç gelmemişti ki onu insan yapan değerleri gerçekçe yerine. Ama artık insan buydu; gerçek çıkarlar için sahte hayatlar yaşayabilen ve aslında ne olduğunu kendisi bile bilmeyen bir varlık...





Merve Aytaç

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder