8 Mart 2012 Perşembe

Bu Yazının Başlığı Yoktur!



                           Bu Yazının Başlığı Yoktur!


                                                                   
        
                                 
                        Bu yazıda geçen her şey tamamen hayal ürünüdür.
                       Gerçekler hiçbir zaman anlaşılamaz.
                       Düşünmek objektif tarafsızlıktır.


                                                                                                          
Karmaşa eşittir kaos cümlesini matematiksel olarak nasıl ifade edebilirim? Açıkçası bunu düşünmeye hiç zamanım olmadı. Şayet bunu yapmak zorunda olsaydım elime kalemi alır almaz yazacağım tek şey x=y olurdu sanırım.  Neden mi? Çünkü değişkenlerin farklı taraflardaki eşitliği ve aradaki işaretin bunları birbirine bağlayabiliyor olması beni sonuca itti.
Aslında hayır. Durun. Başka şeyler yazmalıyım :
Kosmosa götüren sonsuz değerlerin toplamının sabit olduğu, bu güne kadar bize türevleri sunulan gerçeğin aslının çok da gizli olmadığı yani esasen Plato’nun bir yalancı olduğu, kimsenin ne zincire bağlı olduğu ne de mağarada olduğu bilinmezini ifade etmeliyim.
Aman ya bana ne sanki yazıma devam edeyim!

Şimdi söyleyin lütfen ben çelişkili biri miyim? Ya da durun ben size sorayım: Sizin hiç çelişkiniz var mı?

İzin verin anlatayım:

Önce çelişkiden başlamalı. Çelişki iki nokta üst üste(Buradan sonra büyük harfle başlamayı unutmamalıyım). Çelişki düşünceye bağlı olan, insanı bütüncül olarak yansıtan, tartışmasız sahip olduğumuz benliği kimseden koparmayan bilakis benliği olduğu gibi var eden, ruhsal derinliğin uç noktalarından geçen, kişiliği sabit bir noktadan başlatmadan ışınlar çizen, kimsenin vazgeçemediği aynı zamanda da bundan haberdar olmadığı en temel veridir.

Şu an tam da burada bana sorularınızı yöneltebilirsiniz. Soru sorulmasını istememin sizce bir mahsuru yoksa tabi.

Anlaşıldı. Soru sormanın yeri değil diye düşünüyorsunuz… O zaman devam edeyim.
Hayvanlardan en çok zihnimde masumca ve kara dünyadan habersiz yüzen balıkları seviyor olmanın hazzını anlatmaya yelteneceğim:

Özel bir sebebi var elbette benim sevgimin. Her gün, her saniye düşünsel dalgaların arasına sıkışmış içinde tüm insanlığı taşıyan eski gemiler kendi edasıyla batıveriyor derinlere ve kimse sağ kurtulamıyor derinlerden. Kurtulanlarsa balıklara yem oluyor.

Sonra balıklara yuva oluyor batan bu gemiler.  Benim düşünsel dalgalarımın hışmına uğramış gemilerin uhdesinde yuva yapıyor balıklar. Yumurtluyor, oynuyor, koşuyorlar fütursuzca, insanlığa mezar olmuş gemilerde.

Bakar mısın ya gene konudan binlerce mil uzakta ıssız bir adada Robinson Cruzoculuk oynuyorum. Ah anam ah pusula gene takılı kaldı! Ne taraftı kuzey gel de bul. Gemim de battı batacak zaten hay aksi!

Akşamın oluşunu beklemeli insanlık. Güneşin batışından zevk almalı tıpkı masal kahramanı Küçük Prens gibi sonsuzlar üzerinden bir bir zıplamalı. Bir an bile düşünmemeli yeryüzünü. Kısacası cesur olmalı insanlık aldığı her nefeste, attığı her adımda.

Dedem askerdi. Şehit oldu. Babam da geleneksel memur. Ben bir asker kızıyım.
Her gece dedemin yasını annemle birlikte lokalde tutuyoruz. Allah Devlet Baba’ya zeval vermesin onun açtığı orduevleri olmasa annem ve ben dedemin yasını nasıl tutabilirdik? Dedem kahraman önce yapar sonra düşünür dermiş. Buradan sonunu düşünen kahraman olamaz fonksiyonuna varmamak mümkün değil!

Tarih kahramanlarla dolu olsaydı korkaklar bu kadar az olur muydu? Hem erkekliğin onda dokuzu kaçmak değil midir?


Ben de yazının özünü size açıkça yazmaktan kaçarak erkeklik yapmıyor muyum?
Evet unutmadan belirteyim ben de kahraman bir erkeğim.




Anlaşılır olmadığımı iddia edenler var. Yoksa siz de mi öyle düşünenlerdensiniz?





Anlayamazsınız siz beni bu şekilde düşünerek. Beni anlayacak olanlar Fransız Devrimi’ni tekrar yapacak olan kişilerdir. Burjuva devrimidir beni anlamak öyle avamdan filan geliyorsanız boşuna hiç zahmet etmeyin.  Benim manifestom ancak şöyle başlar:
Tüm dünya proletaryaları, köleleri, serfleri size sesleniyorum fildişi kulemden.
’’Birleşin ve işbaşı yapın!’’ 

Nuh’un gemisi batmadı derler utanmadan. Onu ufacık düşünsel bir tsunamiyle denizin dibine batırdım. Baktım ki insanlıktan eser yok çünkü; insanlık çoktan ölmüştü. Sonunda terk ettim geminin olduğu diyarı. İnanmıyorsanız gidin dağlarınıza bakın. O dağlarınızdan birinde Nuh’un gemisi var.

Hey gidi Hz. Marx seni seven bu kalbim dolaştırdığın hayaletler kadar görünmez ve ancak Bernard Shaw kadar sana yakın. Herkes eşit olsa kimse kimseden üstün olmasa ne kadar da güzel olurdu. Artık senin gibi sakallıların bile sözü geçmez oldu valla. Ne diyeyim gençlik yoldan çıkmış.

Düşünüşün gereksinimi anlamakmış evreni. Yeni yeni tasarımlar yaratmak yerine koskocaman olan ve birçok bilinmezi barındıran, insanlığa ev sahipliği yapan bu düzeni kavramak ve tanımlamak yeterliymiş. Kim bilebilir bu bilinmezi? Bana kalırsa hiç kimse bilemez ve bilinmezlik sonsuza kadar devam eder virane olmuş zihniyetle devam edildikçe!
Kim bilir belki biz de bu yazımızla bilinmezliği tanımladık.


                                                           Cihat Çiftçi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder