BANA BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLE ...
Ne kadar romantik geliyor kulağa, öyle
değil mi ? Peki biraz da pembe gözlüklerimizi çıkartıp bakmaya ne dersiniz ?
Cesur muyuz acaba o kadar ya da olmalı mıyız… Ne getirir bize gerçekler…
Mutluluk, acı, yoksa yalnızca tatmin olma hissi mi ? Zaten tatmin olmak da
mutlu etmez mi insanı? Evet sorular çoğaltılabilir ama uzatmak lüzumsuz. Sonuç
olarak hepsi ekonomi dersinden en çok aklımda kalan, en sevdiğim terim 'Opportunity
Cost'la ilgili. Her neyse, kendime yeri geldikçe sınırlar koymam gerek… Yoksa beni
toparlayabilene aşk olsun! Biz konumuza dönelim.
İnsan
ilişkileri üzerine gözlemler yapmak eğlencelidir. Tek sakıncası; empati
yeteneği yüksek düzeyde bir insansanız gördükleriniz canınızı sıkabilir arada.
Lakin korkmayın, insan yapısı ''duyarsızlık'' denilen mekanizmayı da
bulunduruyor içerisinde. Zamanla her şeye alışırsınız. Belki alışmak istemez,
direnirsiniz… O ayrı ama en sonunda akışa bir şekilde kapılırsınız öyle ya da
böyle.''Bana beni sevdiğini söyle''nin arka planını incelemeye hazırız öyleyse
artık bu kısa hedef şaşırtıp yumuşak geçişi kolaylaştırma aşamasından sonra :)
*Erkek
kıza kötü giden bir şeylerin ardından, konuşmanın sonunda hep ''bana beni
sevdiğini söyle'' diyordu, kız ise sinirli bile olsa böylesi hoş bir isteğin
sevdiğinden gelmesinden mütevellit olsa gerek kıramayıp ufak nazlanmaların
sonunda ''evet seviyorum ama bir daha böyle yapma'' diyordu. Erkek söz verip
kapatıyordu telefonu. Kız, erkekten biraz daha düşünceli ve galiba biraz daha
yufka yürekliydi. Düşünceli olması mevzusu onun için hep bir gurur kaynağı
olmuştu içten içe. ''Herşeye rağmen onu sevdiğimi duymak istiyor,bu onun için
yaşam iksiri gibi bir şey olsa gerek, belki biraz da güvenceye almak meselesi...''
deyip, ikinci şıkkın üzerinde çok durmamayı seçiyordu genelde. Nedeni basit. İnsan
kendisini mutlu edecek alternatifi seçmeye daha çok meyillidir her zaman. Sonra
bir gün kız erkeğin hoşuna gitmeyecek bir şey yaptı, ardından sanki yapması
gereken tam da buymuşçasına hemen erkeği
arayıp olağandan fazla şefkat ve sevgi dolu bir konuşmanın ardından telefonu
kapatırken birden programlanmışçasına ''Bana beni sevdiğini söyle''
deyiverdi.Ağzından çıkanı kulaklarının işitmesi ,ardından da netleşen
çıkarımlara varabilmesi en fazla bir kaç saniyesini alıverdi.Erkek ''evet
seviyorum'' dedi :) Zaten asıl mesele o değildi...*
Dikkat çekmek istediğim; vicdan meseleleri, insan
psikolojisinin kendisini aklayabilmek adına yaptığı oyunlar, aradaki sevgiyi
sınamak ve daha niceleri olabilirdi ama şu an bunlar değil.Zihnimizin
gerçekleri geriye itip, bazen
kandırılmak istemeye ne denli meyilli oluşuyla ilgili bugün kalemimden
dökülenler... Felsefeye ilgisini tam olarak yeni şekillendirebilmiş bir lise
öğrencisiyken henüz; bana çok şey katan sevgili felsefe hocama ''Ne olursa
olsun ,gerçekleri bilmek isterim ben'' dediğimde, ''Asla o kadar emin olma, insan
çoğu zaman kendisi seçer kandırılmayı...'' demişti. Bunu zihnimde
canlandıramamıştım. İlla yaşamak mı gerekiyormuş? Hayır,gözlemek de yetermiş
yeteri kadar dikkatliyseniz.Birine bağlandığınızda ( bu yalnızca bir insana
duyulan aşk olarak algılanmasın ,zira bu alışılagelmiş, kolay yoldan prim
yapmak istemem :) ) karşılığını alabilmek adına kandırılmaya razısınızdır çoğu
zaman .Bunu kendinize bile itiraf edemezsiniz. Biri söylediğinde şiddetle
reddedersiniz, o ayrı...Ve hatta siz de kandırırsınız kimi zaman. Belki
kırmamak adına, belki kopmamak, belki sadece ufak bir hata yaptığınıza olan inancınızdan,
belki farkında bile olmayarak...
İlişkilere dair bu denli materyalist bir
yorumlama getirdiğim için kızdırdıysam sizleri, affola. Tanıyan bilir,
maneviyat meselesinin en sıkı savunucularından biriyimdir. Aksini iddia eden
hareketli dış görünüşümün aksine ( düzeltme:''gerçekten tanıyan'' bilir, sadece
tanıyan değil :) ). Ama ne oluyor biliyor musunuz, bazen her şeyi 2+2=4
şeklinde tanımlamak daha kolay geliyor insana ,hele benim gibi şu an
duygusallıktan uzak durmanız gereken bir dönemdeyseniz :)
Daha
ne de çok şey yazabilirdim tüm bunlar ve daha fazlası üzerine, gelgelelim
çelişkilerim yine doldursun istemiyorum iç dünyamı (evet zihnine sahip
olabilmeyi,akışı bazen durdurabilmeyi de öğreniyor insan zamanla). Tam da final
dönemi :) O yüzden okuması kısacık ama üzerinde düşünme süresi uzuuun zaman
dilimleri alabilecek bir öneriyle sonlandıracağım yazımı ; ''iki artı iki dört
etse de ,bu herkes için en doğrusu, en kolayı olsa da, siz arada üç bulun
sonucu, arada beş, hatta kimi zaman zincirleri koparıp üç yüz bile
bulabilirsiniz, bunların hiçbiri sorun değil ama içinizdeki sıcaklığı, bir
şeylere -seçimi yalnızca siz yaptığınız için- olan inancınızı asla yitirmeyin.
Çünkü o zaman maneviyattan kopup her şeyi somutsallaştırmak artık bir seçim ya da
ara sıra kolaya kaçmak değil bir zorunluluk olur ve eski tadı, eski kokusunu
vermez bilesiniz ;)
Seda
Şahaner

resimdeki filmin adı neydi acaba??
YanıtlaSil