Referandum sürecinden bu yana başbakanın hemen hemen her grup toplantısında ağzından düşürmediği kavram. Peki bunca süredir içini gerçekten doldurabildi mi, bunu sizin inisiyatifinize bırakıyorum. Fakat bence başbakanın ileri demokrasiden anladığı şey, insanlar üzerinde baskı kurma, "korku imparatorluğu" yaratma düşüncesidir. Hemen somut örneklerle başlayalım.
Referandum öncesine bir göz atalım... Başbakan yargının bağımsız olacağını, HSYK, Yargıtay ve Danıştay'ın vesayetten kurtulacağını, üstünlerin hukukundan hukukun üstünlüğüne geçeceğimizi söylemişti. Ne güzel bir düşünce... Fakat HSYK seçimlerinde hepimiz neler yaşandığını gördük. Adalet Bakanlığı bir liste hazırladı. Bu listeyi tüm adliyelere yolladı(bu adayları seçeceksiniz diye) ve sonunda da Adalet Bakanlığı'nın oluşturduğu liste HSYK’ya seçildi. Bu arada dünyanın hiçbir yerinde HSYK'nın başkanlığını Adalet Bakanlığı yapmıyor fakat referandumda bunun konusu bile geçmedi. Başbakan yargı birilerinin arka bahçesi derken haklı olabilirdi ama bunu iktidarın arka bahçesi yaptı.
Üniversitedeki baskılara göz atalım. Bilindiği gibi üniversitemizde stant açma yasağı var. Sene başında bunu protesto etmek isteyen araştırma görevlilerine soruşturma açıldı. Bunu da ileri demokrasinin sonuçlarından biri olarak gösterebiliriz. Bir üniversite düşünün ki topluluklarına bütçe ayırmaktan kaçınıyor, sebepsiz yere stant açma yasağı koyuyor, her 5 adımda karşınıza özel güvenliği çıkarıyor, Türkiye’nin en iyi üniversitesi olmakla övünüyor fakat büyükşehirde tek bir hatla ulaşımı sağlıyor. Unutmayalım ki bunlar insanları sindirmek, tek tip öğrenci yaratmak için yapılan şeylerdir. Gelelim rektör seçimlerine... Akp döneminde üniversite içinde yapılan seçimlerde en yüksek oyu alan rektörlerden çoğu, YÖK’ün cumhurbaşkanına gönderdiği listede daha geri sıralara kondu. Her fırsatta demokrasiden yana olduğunu vurgulayan başbakan ve iktidar partisi üyeleri, bu durum karşında seslerini çıkarmayarak takdir cumhurbaşkanındır deyip gerçek demokrasi anlayışlarını göstermişlerdir.
Gelelim basın ve medya anlamındaki baskılara... 2010 yılında özgür basın sıralaması açıklandı. Türkiye 178 ülke arasından 138. oldu. Ben size 138 ülke sayın desem sayamazsınız. O kadar utanç verici bir durum bu işte. Buna nelerin sebep olduğunu biliyoruz: Gazetecilerin keyfi gözaltına alınmaları, tutuklu gazeteci sayısını çok fazla olması vs. Her ne kadar görüşü bizim dünya görüşümüze uymasa da, bir insana sadece düşüncesini yazıya döktüğü için ceza vermek hiçbir demokrasi anlayışına sığamaz. Bugünlerde ise daha vahim bir olay yaşandı. Bir gazetecinin henüz yayımlanmamış bir kitabı engellendi ve hücresinde dahi arama yapıldı.(Bu tip bir olay Türkiye siyasi tarihinde kara bir leke olan 80 darbesinde dahi olmamıştır.)
Tüm bu yazılanlar bazılarımızı umutsuzluğa düşürebilir. Ama bizler bu ülkenin gençleri olarak, hiçbir zaman özgürlüğümüzü kimseye çiğnetmemeliyiz. Her zaman yapacak bir şey vardır. Bu gerçekleri görüp elden geldiğince bu korku imparatorluğunu kurmak isteyenlere karşı düşüncelerimizle karşı koymalıyız.
Kayhan Koç

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder