9 Mart 2012 Cuma

Kadına Yönelik Şiddetten Ne Anlıyoruz



KADINA YÖNELİK ŞİDDETTEN NE ANLIYORUZ?
        Yıl 1960, yer Dominik Cumhuriyeti… 1930’da ülke yönetimini ele geçiren Rafael Trujillo diktatörlük yönetimini sürdürüyordu. Dominik Cumhuriyeti’nin Cibas bölgesinde meydana gelen ve Mirabal Kardeşler olarak tanınan üç kız kardeş Patria,Minerva ve Maria Teresa eşleriyle birlikte Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele veriyordu. Patria 1960 yılının Haziran ayında Clandestine Hareketi’ni kurdu ve diğer kız kardeşler de bu harekete katıldı. Sembol haline getirdikleri diktatörlük karşıtı mücadelelerinin çeşitli zamanlarında ağır baskılara maruz kaldılar ve hapis cezasına çarptırıldılar.
         Tarih 25 Kasım 1960’dı. Üç kız kardeş tecavüz edilip öldürüldüler. “Araba kazasında” öldükleri duyuruldu. Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele,dünyada ve Türkiye’de insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesini karar altına aldı. Gelişen kadın hareketleri ve insan hakları savunucularına rağmen dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldı. Şimdilerde kadına yönelik şiddet konusunda  daha fazla laf ediliyor ama kafa göz morarmadıkça, cinsel istismarı cümle alem duymadıkça veya yargıya intikal etmedikçe üzerinde konuşulmaya değer bir olay olmadığı düşüncesi baki. Tüm bunlar yaşanılıp üzerinde düşünülse bile hatta olaylar yargıya intikal etse dahi sonuç ne olur:“UTANÇ”.
Hepimizin bildiği bir örnek: N.Ç. davası. Yargıtay Başsavcılığı’ndan da beklenen adım gelmedi ve itiraz etmedi, gerekçesi “Kızın rızası vardı”. Bu olay tarihte ve bilinçlerimizde “Utanç Davası” olarak yerini alırken biz kadına yönelik şiddetten ne anladığımızı sorgulayalım. Kamusal ve özel alanda, kadına sırf kadın olduğu için fiziksel, cinsel, psikolojik acı veren veya verebilecek olan her eylem ve tehdit şiddet anlamına gelir. Kadınların(en az bir kez olsa da)yüzde 97’si fiziksel şiddete uğruyor. Şiddete uğrayan kadınların yüzde 75’ine eşi tarafından şiddet uygulanıyor.Cinayet sonucu öldürülen kadınların yüzde 70’i eşi veya sevgilisi tarafından öldürülüyor.Tecavüze uğrayanların yüzde 50’ si 18 yaş altında ve bunlardan yüzde 10’u erkek gerisini ise kız çocukları oluşturuyor. Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor. Bizler diğer üçü olmanın verdiği mutlulukla yaşıyoruz! 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55’i ensest mağduru. Dünya’da her üç kadından en az biri dövülmüş, cinsel ilişkiye zorlanmış veya farklı biçimlerde tacize uğramıştır. Bu doğrultuda şiddeti erkekliğin bir sembolü ve bir güç göstergesi olarak görenlere şiddetin bir güç değil bir zayıflık olduğu bilincini yaymalıyız. Bu kültürü yaratmak elbette zor ama imkansız değil!

HOPA DAVASI
Mevcut düzene ve hükümete karşı yapılan tüm eylemler terör eylemi mi? , AKP’nin gerçek yüzü mü? , kökeninde siyasallaşmış yargı mı var? , Hopa davası zihinlerimizde bunlar veya bunlara benzer sorular bırakırken sonunda sonuçlandı. “28 sanıklı dava da 22 tutuklu sanığın tahliye edilmesinin ardından, öğrenci kolektifleri üyeleri ve serbest bırakılan öğrenciler Ankara’da basın açıklaması yaptılar” şeklinde basında yer alma hakkı kazandı en azından.Peki uzun tutukluluk döneminde neler yaşanılmıştı ve  altı ay boyunca destek amaçlı neler yapılmıştı.Hopa’da ki olayları protesto ederken göz altına alınan ve zorla saçları kesilen  Ozan Gündoğdu’ya destek için Türkiye’nin bir çok yerinde saç kesme eylemleri yapıldı.CHP Milletvekili Şafak Pavey ile BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de destek verdi.Destek verenler arasında Ozan Gündoğdu’nun üç arkadaşı da vardı, saçlarını kesip arkadaşına gönderdiler ama “Tanınmamak için saçlarını kestirdiler” iddiasıyla göz altına alındılar.Altı ay sonra gelen özgürlükle konuşma fırsatı bulan tutuklu arkadaşlarımızdan Can Kaya, “O duvarları biz yıktık, altı ay önce ne diyorsam şimdi de aynılarını söylüyorum” dedi.Hikmet Tanıl ise “Başbakan Erdoğan Erdal Eren ve Necdet Adalı için ağlamıştı. Halen ne için ağladığını anlamadım. Bize yapılanlar ortada” diye konuştu. Tüm bu yaşananlardan sonra davayı üniversitelilerin kazandığı söyleniyor.Acaba gerçekten biz mi kazandık yoksa hakkını arayan veya aramaya çalışan insanları ötekileştirmeye çalışanlar mı kazandı?

“KÜRT AÇILIMI”NIN DEMOKRASİYLE İLİŞKİSİ YOKTUR!
Bu yazıdaki amaç giderek çıkmaza giren, milletçe, hükümetçe çok sevilen ama bir o kadar da sevilmeyen tam anlamıyla aşkla bağlı olduğumuz Kürt sorunun uluslararası gelişmelerden bağımsız olamayacağı gerçeğini hatırlamaktır. “Açılım”ın başladığı iki yıl öncesinin ve bugünün hiç de aynı olmadığının fakına varmak gerekir. “Kürt Açılımı” ve bununla birlikte Ermenistan, Suriye “açılımları” olarak adlandırılan bu paketler, mevcut hükümetin sağduyusunun yada  iyi niyetinin ürünü değildir. “ Kürt Açılımı” adı verilen sürecin başladığı dönemdeki Ortadoğu’nun durumu ve Türkiye’nin konumu ile şimdiki konumu fazlasıyla değişikliğe uğramıştır.Kürt açılımı Ermenistan ve Suriye açılımlarını da kapsayan bir konuma gelmiştir, bunu AKP hükümetinin neredeyse eş zamanlı olarak gündeme getirmesinden de anlayabiliriz. Suriye ile vizelerin kaldırılması ve ticaret anlaşmaları bununla birlikte uluslararası enerji, ulaşım, yatırım projeleriyle desteklenen “Ermenistan Açılımı” küresel sermayenin talepleri doğrultusunda meydana gelmiştir. Bugün gelinen noktaysa “Ermenistan Açılımı” sekteye uğramış, Suriye ile olan ekonomik ve siyasi yakınlaşma “düşmanlık” derecesine gerilemiş,yapılan uluslararası enerji anlaşmaları fiilen durmuş durumdadır. Küresel ekonomik krizin dalga dalga yayılıyor olması,Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ki halk isyanları da hesaba katıldığında, özetle bu temel gelişmelerden bağımsız ele alınabilecek bir kürt sorununun söz konusu olmadığı bugün daha açık gözükmektedir.

                                                                                                 Berivan Sevna YILMAZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder