8 Mart 2012 Perşembe

Bana Beni Sevdiğini Söyle


BANA BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLE ...



    Ne kadar romantik geliyor kulağa, öyle değil mi ? Peki biraz da pembe gözlüklerimizi çıkartıp bakmaya ne dersiniz ? Cesur muyuz acaba o kadar ya da olmalı mıyız… Ne getirir bize gerçekler… Mutluluk, acı, yoksa yalnızca tatmin olma hissi mi ? Zaten tatmin olmak da mutlu etmez mi insanı? Evet sorular çoğaltılabilir ama uzatmak lüzumsuz. Sonuç olarak hepsi ekonomi dersinden en çok aklımda kalan, en sevdiğim terim 'Opportunity Cost'la ilgili. Her neyse, kendime yeri geldikçe sınırlar koymam gerek… Yoksa beni toparlayabilene aşk olsun! Biz konumuza dönelim.

    İnsan ilişkileri üzerine gözlemler yapmak eğlencelidir. Tek sakıncası; empati yeteneği yüksek düzeyde bir insansanız gördükleriniz canınızı sıkabilir arada. Lakin korkmayın, insan yapısı ''duyarsızlık'' denilen mekanizmayı da bulunduruyor içerisinde. Zamanla her şeye alışırsınız. Belki alışmak istemez, direnirsiniz… O ayrı ama en sonunda akışa bir şekilde kapılırsınız öyle ya da böyle.''Bana beni sevdiğini söyle''nin arka planını incelemeye hazırız öyleyse artık bu kısa hedef şaşırtıp yumuşak geçişi kolaylaştırma aşamasından sonra :)

    *Erkek kıza kötü giden bir şeylerin ardından, konuşmanın sonunda hep ''bana beni sevdiğini söyle'' diyordu, kız ise sinirli bile olsa böylesi hoş bir isteğin sevdiğinden gelmesinden mütevellit olsa gerek kıramayıp ufak nazlanmaların sonunda ''evet seviyorum ama bir daha böyle yapma'' diyordu. Erkek söz verip kapatıyordu telefonu. Kız, erkekten biraz daha düşünceli ve galiba biraz daha yufka yürekliydi. Düşünceli olması mevzusu onun için hep bir gurur kaynağı olmuştu içten içe. ''Herşeye rağmen onu sevdiğimi duymak istiyor,bu onun için yaşam iksiri gibi bir şey olsa gerek, belki biraz da güvenceye almak meselesi...'' deyip, ikinci şıkkın üzerinde çok durmamayı seçiyordu genelde. Nedeni basit. İnsan kendisini mutlu edecek alternatifi seçmeye daha çok meyillidir her zaman. Sonra bir gün kız erkeğin hoşuna gitmeyecek bir şey yaptı, ardından sanki yapması gereken tam da buymuşçasına  hemen erkeği arayıp olağandan fazla şefkat ve sevgi dolu bir konuşmanın ardından telefonu kapatırken birden programlanmışçasına ''Bana beni sevdiğini söyle'' deyiverdi.Ağzından çıkanı kulaklarının işitmesi ,ardından da netleşen çıkarımlara varabilmesi en fazla bir kaç saniyesini alıverdi.Erkek ''evet seviyorum'' dedi :) Zaten asıl mesele o değildi...*





   Dikkat çekmek istediğim; vicdan meseleleri, insan psikolojisinin kendisini aklayabilmek adına yaptığı oyunlar, aradaki sevgiyi sınamak ve daha niceleri olabilirdi ama şu an bunlar değil.Zihnimizin gerçekleri  geriye itip, bazen kandırılmak istemeye ne denli meyilli oluşuyla ilgili bugün kalemimden dökülenler... Felsefeye ilgisini tam olarak yeni şekillendirebilmiş bir lise öğrencisiyken henüz; bana çok şey katan sevgili felsefe hocama ''Ne olursa olsun ,gerçekleri bilmek isterim ben'' dediğimde, ''Asla o kadar emin olma, insan çoğu zaman kendisi seçer kandırılmayı...'' demişti. Bunu zihnimde canlandıramamıştım. İlla yaşamak mı gerekiyormuş? Hayır,gözlemek de yetermiş yeteri kadar dikkatliyseniz.Birine bağlandığınızda ( bu yalnızca bir insana duyulan aşk olarak algılanmasın ,zira bu alışılagelmiş, kolay yoldan prim yapmak istemem :) ) karşılığını alabilmek adına kandırılmaya razısınızdır çoğu zaman .Bunu kendinize bile itiraf edemezsiniz. Biri söylediğinde şiddetle reddedersiniz, o ayrı...Ve hatta siz de kandırırsınız kimi zaman. Belki kırmamak adına, belki kopmamak, belki sadece ufak bir hata yaptığınıza olan inancınızdan, belki farkında bile olmayarak...

   İlişkilere dair bu denli materyalist bir yorumlama getirdiğim için kızdırdıysam sizleri, affola. Tanıyan bilir, maneviyat meselesinin en sıkı savunucularından biriyimdir. Aksini iddia eden hareketli dış görünüşümün aksine ( düzeltme:''gerçekten tanıyan'' bilir, sadece tanıyan değil :) ). Ama ne oluyor biliyor musunuz, bazen her şeyi 2+2=4 şeklinde tanımlamak daha kolay geliyor insana ,hele benim gibi şu an duygusallıktan uzak durmanız gereken bir dönemdeyseniz :)
    Daha ne de çok şey yazabilirdim tüm bunlar ve daha fazlası üzerine, gelgelelim çelişkilerim yine doldursun istemiyorum iç dünyamı (evet zihnine sahip olabilmeyi,akışı bazen durdurabilmeyi de öğreniyor insan zamanla). Tam da final dönemi :) O yüzden okuması kısacık ama üzerinde düşünme süresi uzuuun zaman dilimleri alabilecek bir öneriyle sonlandıracağım yazımı ; ''iki artı iki dört etse de ,bu herkes için en doğrusu, en kolayı olsa da, siz arada üç bulun sonucu, arada beş, hatta kimi zaman zincirleri koparıp üç yüz bile bulabilirsiniz, bunların hiçbiri sorun değil ama içinizdeki sıcaklığı, bir şeylere -seçimi yalnızca siz yaptığınız için- olan inancınızı asla yitirmeyin. Çünkü o zaman maneviyattan kopup her şeyi somutsallaştırmak artık bir seçim ya da ara sıra kolaya kaçmak değil bir zorunluluk olur ve eski tadı, eski kokusunu vermez bilesiniz ;)                  

                          Seda Şahaner

1 yorum: